Make your own free website on Tripod.com

sayı 4

Feodal Zengin ve Gerçek Burjuvazi

Türkiyede Anayasal gelişmeler

Demokrasinin imkansızlığının İmkansızlığı

Kurtuluş Özel Eğitimde

Bir Mucizeyi Beklerken

İlaçta Patent Tartışması

İlaçta Patent Tartışması(2)

Demokratik İşbölümü

En Ateşli Liberal

Sistem Düşüncesi

Çocukların Zararlarından kurtulma yolları

Barter

Devlet ve İnsan

Türban ve İnsan hakları

Piyasa Reformları Avrupa Futbolunu Geliştiriyor

Özel Sektör, Yapı Kredi ve Faşizim

Kayıp Kadınlar Üstüne

Bilmece


ANASAYFA

e@mail

 

BİR MUCİZEYİ BEKLERKEN…

Haluk Kürşat

Demek ki sonu böyle oluyormuş aşkların; öğrendim artık.

***

“Seni sevebilirdim aslında!…”dediğimde çok bozuldun. Farkındaydım, kelimeler boğazını geçmişti, ama sen ağzını sımsıkı kapatmıştın çıkmasınlar diye. Ne yalan söyleyeyim, bu halinle bile güzeldin.

Hep güzeldin zaten.

Ne düşündüğünü de okuyordum; gözlerinden, burun deliklerinin inip kalkmasından, dudaklarının o sımsıkı duruşundan… “Kendini çok belli ediyorsun” derdim de sen gülerdin. Ve sana kendimi göstermememin nedeni de…

Ben sana göre değildim-yoksa sana layık değildim mi demeli?…

Hani “o gün” bir yandan eline ne geçerse kafama atıp, bir yandan ağzına geleni söyleyip, en sonunda da –hızını alamayıp- tokat atmıştın. Ama sonra cebinden mendilini çıkararak “dudağın kanıyor, al da sil şu lanet kanı” demen yok muydu; inan gülmemek için kendimi zor tuttum. O yüzden “benim söylemek istediğim de işte buydu” dedim

Seninle beraberken, kendimi bir ülkenin tek hakimi, diktatörü gibi hissetmiyordum desem yalan olur. Bana kendini öylece açman şaşırtıyordu beni; hatta kimi zaman sinirlendiriyordu da. Her sabah yanağıma kondurduğun öpücükle uyanmak-gerçi başlarda hoştu ama.… -neredeyse bir işkence haline gelmeye başlamıştı benim için.

Çünkü ben, yaşadığım ruh keşmekeşi içinde, sabah kalktığımda omzumun üzerinde koca bir kaya varmış gibi ağrıyla, yorgunlukla, eziyetle ve ağırlıkla uyanmaya alışmıştım. Bu, yaşamımın ayrılmaz bir parçası olmuştu; sen gelene dek…

Sen ise bütün bunları değiştirmeye çalıştın. Elbette, farkındaydım herşeyin. Anlamadığımı sanıyordun değil mi? Ancak, ses çıkarmıyordum yaptığın hiçbir şeye; sırf senin “iç” in rahat olsun, yüzün gülsün diye.

Ne de güzel gülerdin!...

“Böyle biri nasıl olabilir?” diye çok kafa patlattım geceleri; sen başını göğsüme koymuş uyurken. Nasıl bu kadar güler yüzlü, hayattan zevk alabilecek bir şeyler bulan biri olmayı başarabildiğini çözemiyordum…

***

Aslında sana bağırmak istememiştim. Ama o kadar saf, hayatın çirkefliğinden ve hayattaki çirkeflerden bîhaber bir halin vardı ki, sana gerçekleri göstermek, seni uyandırmak için başka bir yol gelmemişti aklıma; o an .

Affet beni!…

Yalnız şunu itiraf etmeliyim ki, yazdığım şiirlerin, hikayelerin tek okuyucusu olman, en büyük hayranım olduğunu söylemen beni bayağı keyiflendiriyordu. Gerçi “pek birşey anladığımı söyleyemem ama olsun, çok güzel, harika bir şiir” deyince bozuluyordum, ama yine de beğendim diyordun ya, bu da yeterdi.

Hani “seni sevebilirdim aslında “ demiştim ya, yalan söylemiştim; seni hep sevmiştim zaten. Ama iç karartıcı bir yaşamı seçen ben, seni sevdiğimi söyleyip bu iç karartıcılığı açabilecek bir başka yola girmeyi istemiyordum; herşeye rağmen. Biliyorum inanması güç, ama …

Hatırlar mısın, sinemaya gittiğimizde film başlayıp da yapımcı şirketin –mesala warner biraderlerin -amblemi göründüğünde sen, “ ben bu filmi daha önce görmüştüm” derdin her defasında. Ve ben her defasında kahkahalarla gülerdim senin bu esprine.

Sadece senin yaptığın kötü espriye gülerim…

***

Neyse, her zaman söylediğim gibi “rahat bana göre değil”. Ben “iç huzuru” ndan feragat ettim, durumumun katlanılamazlığını, kepazeliğini kabullendim; gülün, “sadece koklarken” bile, dikenlerinin elimi yüzümü kanatmasına peki dedim… Sen pek ciddiye almazdın ama ben bunu söylerken çok ciddiydim.

Rahat batar bana…

***

Sana hiç hediye almadığımdan yakınırdın ya, işte senin için bir “ayrılık hediyesi”.

U.B.İ.B.C.A.*

Bir mucize olsa da geri dönsen…
Yine uyanınca ağzıma girse saçların.
Yan yatarak dönsek birbirimize.
Üşümüş ayaklarını, bacaklarımın
arasına yerleştirsen.
Şaklaban olsa gözlerin
Kapı çalınmasın diye dua etsen,
ellerini kaldırıp göğe.
Bir tek senin dua ettiğin Tanrı’ya
inanırım ben…
Bir mucize olsa da geri dönsen…
Bir dilim pasta alıp-kahvaltıda pasta seversin-
süpriz yapsam .
İçerisi kalabalık. Olsun, beklerim.
Senin için bir tek
yağ kokan bir pastanede beklerim…
Bir mucize olsa da geri dönsen…
Yine uyanıp birbirimize anlatsak,
gördüğümüz rüyayı…
Bir tek senin gördüğün rüyanın
tabiri yok kitapta.
Bir tek senin gördüğün rüyada
varlığım hayra alamet…
Bir mucize için boşuna bekliyorum;
biliyorum. Seni ben terkettim.
“Ruh hastasısın sen!”
diye bağırman boşuna değil.
Ama yine de dua et sen bana.
Biliyorum benim için dua edenler çoktur.
Ama bir tek
senin dua ettiğin Tanrı’ya inanırım ben…
Çünkü,
hayvanların Tanrı’sı yoktur…