Make your own free website on Tripod.com

sayı 4

Feodal Zengin ve Gerçek Burjuvazi

Türkiyede Anayasal gelişmeler

Demokrasinin imkansızlığının İmkansızlığı

Kurtuluş Özel Eğitimde

Bir Mucizeyi Beklerken

İlaçta Patent Tartışması

İlaçta Patent Tartışması(2)

Demokratik İşbölümü

En Ateşli Liberal

Sistem Düşüncesi

Çocukların Zararlarından kurtulma yolları

Barter

Devlet ve İnsan

Türban ve İnsan hakları

Piyasa Reformları Avrupa Futbolunu Geliştiriyor

Özel Sektör, Yapı Kredi ve Faşizim

Kayıp Kadınlar Üstüne

Bilmece


ANASAYFA

e@mail

 

DEVLET VE İNSAN

Şenol KALUÇ

Ülkemizin içinde bulunduğu özel koşullar dolayısıyla özellikle siyasi konular üzerine kalem oynatanlar kolay kolay konu sıkıntısına düşmemektedirler. Nasıl olsa her gün yeni bir facia ile yüzyüze gelinebilmekte, gelinmese bile bir şekilde eski konuları deşerek yeni malzemeler yaratılabilmektedir. Tüm bu laf kalabalığına rağmen acaba herhangi bir çözüm bulunabiliyor mu dersek, büyük bir gönül rahatlığıyla hayır diyebiliriz. Peki çözüm yolu bulunabilir mi? Belki! Ama bunun kısa bir süre içinde olmayacağı da muhakkak.

Bugün ülkemizin temel zihniyet dünyasına baktığımız zaman tüm oluşumların şu veya bu şekilde devlet merkezli olarak geliştiğini görmekteyiz. Devlete en uzak olduğunu düşündüğümüz grupların dahi bir şekilde devleti istediklerine (koruyucu bir güç olarak) hayretle şahit olmaktayız. İlkel bir iç güdü ile korunmak babına devlete sırtını dayamak arzusu adeta iliklere kadar işlemiş ve normal bir hal almıştır. Peki bu durumun yadırganacak bir tarafı var mıdır diye soracak olursak, bizim gibi aşırı politize olmuş ülkeler için bu durumun gündelik bir olgu halini aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hayatta kalma ya da en azından güvende olma hissinin tatmini için devletin her şeyden daha zaruri olduğu yerde, devletin yüklendiği ödevler ister istemez toplumsal sözleşme çizgilerini genişletir ve kolay kolay bu devletin görevi değildir diyebileceğimiz hayat alanları yok denecek kadar azalır. Bütün bunların doğal sonucu olarak da tüm toplum giderek daha fazla politize olur. Aşırı politize olmanın getirdiği ağır koşullar altında da her hangi bir sivil hareketten söz edilemez. Öyleki sivil denen hareketlerin bile aslında sivil olmadığı değil bizatihi devletin kendisinden kaynaklandığı gerçeği gözlerimizin içine batırılarak hissettirilir.

Devlet denen ve insanların varlığıyla görü nür hale gelen böyle bir kurum devasa yapısıyla hemen hemen her grubun doğal hedefi ya da müttefiki konumuna gelir. Devletin sağladığı rantlardan uzak kalmak ya da karşı konumda yer almaktansa onunla iyi geçinmek, rahatsız etmemek bir ehvenişer halini alır. Ayrıca bilinçli ya da bilinçsiz olarak devlet denen aygıt içerisinde daha fazla güç ve otorite kazanma fikri dimağlara gizli bir kod halinde yerleşir.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi devlet temel hedef haline gelince de aşırı politize olmanın tipik belirtisi olarak antidemokratik eğilimler toplum içerisinde revaç bulur. Bütün bunların içinde muhakkak ki en korkuncu bu tür grupların aslında demokratik bir içeriğe sahip olmayan, tam tersi antidemokratik tavırlarının bizatihi demokratik bir eylem olduğunu düşünmeleri ve öyle lanse etmeleridir. Bütün bu eğilimlerden bir kurtuluş yolu yok mudur diye sorarsak aslında çözümün çok uzakta olmadığını görebiliriz. Ancak buradaki temel sorunun, kurtuluş yolları bulmakla değil, zihniyet dünyamızda köklü bir değişimle çözüme ulaşabileceğini dikkatlerimize celb edersek işimizin de bir o kadar zor olduğunu her halde anlayabiliriz. Geleneksel olarak monolitik bir düşünce geleneğine sahip olmamız ve bunun getirdiği taassup derecesine varan tutucu yaklaşımlarımızdan mutlaka kurtulmamız ve kendi çizgimizi yaratmamız gerekmektedir. Bu durumda değişim denen şeye iki türlü bakmamız icabedecektir. Birincisi kısa vadede kendimizi değiştirmek ve ikinci olarak da uzun vadede bu değişimi topluma yansıtabilmek. Açıkcası siz ya da biz her kim olursak olalım değişmeden başkalarının da bizim gibi olmalarını ya da en azından asgari müştereklerde buluşmalarını istemenin mesnetsiz bir arzudan öteye gitmeyeceği şüphesizdir.

İçinde bulunduğumuz ortamı biraz ti’ye alacak olursak, aslında kısa vadede ülke sorunlarını hasır altı edebilecek pekçok yöntem vardır. En basiti Başbakanlarımız ülke sorunlarını çözmek yerine(?) kendilerine ayrılan gizli ödeneklerden futbol kulüplerine milyarları akıtıp Romaryoları, Zidanları getirtsinler. Takımlarımız Avrupa kupalarında şöyle usturuplu bir iki zafer kazansınlar. İnanın ülkenin en azından dörtte üçü için her şey çözülmüş olur!