Make your own free website on Tripod.com

sayı 9

Megaloman Bürokrasi

Yüz Yaşına Giren Fotoğraf Makinesi

Mazide Kalamayanlar

Hayvanlar Alemine Liberal Bir Bakış

Büyük Birader Elektronik Postanızı Okumak İstiyor

Sözde Demokrasi

Bir Dünya Cenneti Hayali

Ayn Rand

Totaliterizm "Hayvan Çiftliği" ve Biz

Şahit


ANASAYFA

e@mail

 

YÜZ YAŞINA GİREN FOTOĞRAF MAKİNESİ

Lawrence W. Reed
İlker Macit GÖK

Şubat ayı içinde anılmaya lâyık bir yüzüncü yıl dönemi kutlayacağız. Yüz yıl önce, 1900 yılının Şubat ayında, George Eastman, Kodak Brownie fotoğraf makinesini ilk defa piyasaya sundu. Etiket fiyatı 1 dolardı; fotoğraf filminin rulosu 15 sentten satıldı. Hemen hemen seksen yıl sonra Steven Jobs’ın bilgisayarlar için yapacağını Eastman, fotoğraf makinesi için yapmıştı. Fotoğraf çekme, ilk defa, neredeyse bütün Amerikan ailelerinin ulaşabileceği yakınlıktaydı.

Bir fotoğraf makinesi meraklısı olun ya da olmayın, bir Brownie’yi görmüş hatta belki de kullanmışsınızdır. Günümüzde, kullanılmış eşya satılan yerlerde ve antika sergilerinde görünürler. Fakat ben, 1950’lerde bile hâlâ yaygın bir biçimde kullanıldığını çocukluk günlerimden hatırlarım. Kodak Brownie’yi kullanmak ve güzel fotoğraflar çekmek çok basitti.

Brownie sadece modern fotoğrafçılık çağını açmakla kalmadı, aynı zamanda Amerika’da kültürel bir olay hâline geldi. Milyonlarca adet satıldı. Binlerce Amerikalı çocuk Brownie Fotoğraf Makinesi Kulübü’ne üye oldu ve Kodak fotoğraf yarışmalarına katıldı.

FOTOĞRAFÇILIK ÖĞRENCİSİ

Brownie fotoğraf makinesini bize hediye eden bu adam fotoğrafçılığa hiç de yabancı değildi. Onun hayatı boyunca tutkusu olacak bu olay, 1870’lerde, Eastman yirmi yaşlarındayken ve henüz fotoğraf çekmek çok yeniyken, bir hobi olarak başlamıştı. 1871’de onyedi yaşındayken, fotoğraf ile ilgili neredeyse yüzlerce dolar değerinde araç ve gereç satın almış ve kendisini sanatsal yönde eğitmesi için bir fotoğrafçı tutmuştu. Konu üzerine bulabildiği her şeyi okumuş ve bir sırt çantası satın çantası ve bir el arabasıyla, bir görüntü yaklamak istediği her yere araç ve gereçlerini taşımıştı.

1870’lerdeki fotoğraf makineleri mikrodalga fırınlar kadar büyüktü. Profesyonel fotoğrafçının işi için gereken ve Eastman’in “ancak bir yük atının taşıyabileceği” olarak tanımladığı -büyük ve hacimli bir kamera, üç ayaklı bir fotoğraf sehpası ve çeşitli sıvı kimyasal maddeleri içeren- bu yük, tek bir kişinin taşıyacağından fazlaydı. foToğraf çekmenin yükünü küçültmeye, basitleştirmeye ve maliyetini düşürmeye karar verdi.

Eastman, hayatının büyük bir kısmını doğduğu yer olan New York’ta geçirmişse de bir çok yeri dolaşmıştı. Bir keresinde ziyaret ettiği Michigan’ın Mackinac Adası’nda fotoğraf gerçlerini kurup bir sınır taşının, doğal bir köprünün fotoğrafını çekti. Bön bön bakan bir grup turist Eastman’ın kendi fotoğraflarını çekeceğini ve bunları kendilerine satacağını düşünerek etrafında toplandı. Fotoğrafları kendi amaçları için çektiğini ve bunları satmayacağını söyleyince hâyâl kırıklığına uğramış bir turist “O zaman teçhizatın ile ilgilenirken niçin bizi yarım saat boyunca sıcak güneşin altında beklettin!” diye azarladı.

Esatman hiç durmaksızın denedi ve daha iyi film ve daha hafif, daha ucuz bir fotoğraf makinesi üretmek için yeni teknikler ve yöntemler buldu. Kendi kendini eğiterek bir kimyager gibi, bundan sonra bir çok hâyâl kırıklığının olmayacağı, kuru kimyasal maddelerin kullanıldığı bir yöntemi bularak özensiz bir yöntem olan, ıslak levha fotoğrafçılığı çağını sona erdirdi. Eastman Kuru Levha Şirketi, Eastman’in çok çalışmasına ve gecelerini uyanık geçirmesine rağmen 1880’lerde iflâs etti. Fakat Amerikan’nın vergilerin düşük ve sebat için ödüllerin de olduğu altın icatlar çağında, 13 yaşında okulu bırakan bu dâhi, olağanüstü başarılı bir iş kurmaya gitmişti.

PROFESYONELLERDEN ÖVGÜ

Profesyonel fotoğrafçılar Eastman’in bu öncü çalışmalarını övdüler. Onu baskılarına ve negatiflerine “piyasadaki en iyi kuru levha işleri” dediler. Gazeteler onun buluşları hakkında makaleler yayımlamaya başladı. 1929 yılında, Eastman ile Thomas Edison ilk karşılaştığında, artık oldukça yaşlanmış olan her iki adam da, 1880’lerin başından beri diğeri tarafından icat edilmiş bir ürünü satın aldıklarını itiraf etti.

1888 yılında Eastman, fotoğraf makinesini 3,75 inç (1 inç=2,54cm.) genişliğinde ve 6,5 inç uzunluğunda küçük, kolay taşınabilir ölçülerde bir kutu olarak basitleştirdi. Kolaylıkla telâffuz edilebilecek ve yazılacak, hoş ve akılda kalması kolay bir markaya ihtiyacı vardı. “K” onun en çok sevdiği harfti, çünkü “güçlü, keskin bir harf” olduğunu söylerdi. Harflerin çeşitli kombinasyonlarından sonra, kafasının içinde bir zil çalmasına sebep olan Kodak ismini tesadüfî olarak buldu. İlk Kodak, 1888 yılında piyasaya çıktığında 25 dolar olarak fiyatlandırılmıştı ve bir çok Amerikalı’nın malî gücü bu makineyi satın almak için yeterli değildi.

Eastman ve uzman zanaatkâr ekibi, maliyeti azaltmak ve kaliteyi yükseltmek için hararetli bir şekilde çalıştılar. Sonuç, Eastman’in sözleriyle “bisikletin onlara ulaştığı gibi” insanlara ulaşacak bir fotoğraf makinesiydi, Kodak Brownie. Dünyayı bir fırtına gibi sardı. İlk 5000 fotoğraf makinesi raflardan âdeta uçtu ve siparişler en iyimser tahminleri bile aşarak hayret verici bir hızla yayıldı. Köşe başlarındaki eczaneler bile Kodak Brownie satıyordu.

1905 yılında bir adlî davada milyonlarca insanın çılgınlığını tanımlayan yeni bir terim türedi: “Kodak hastaları.” Elizabeth Bayer, George Eastman biyografisinde, mahkeme tutanaklarından alıntı yaparak şöyle demiştir: “Nereye giderlerse gitsinler, kimi görürlerse görsünler, bulundukları yer neresi olursa olsun, fotoğraf çekmek için yanlarında bir Kodak olmalıdır.” Bayer, Dalai Lama’nın 1904’te Tibet’teki sarayından kaçarken Brownie’sini de beraberinde götürdüğünü söyler.

Eastman, büyük ölçüde, biyograf Bayer’in işaret ettiği “sayısız iyilikseverliğinden, uyguladığı aydın personel politikasından ve yorulmaksızın çalışma alışkanlığından” dolayı işçileri arasında büyük sadakat uyandırdı. Hâyâlleri ve yaptıklarıyla gelecek bütün insan neslinin günlük hayatlarını mutlu bir hâle getirmek için, o hayatların anlarını bir film üzerine alınabilmesini sağlamış, kendi kendini yetiştirmiş ve başarılı olmuş bir Ameriken kahramanıydı.

Bu yıl sadece Amerikalılar’ın çekeceği tahmin edilen yetmiş milyar adet fotoğraf, tarihte seri olarak üretilmiş ilk fotoğraf makinesi olan Kodak Brownie’nin doğrudan torunlarıdır. Yaratıcısı kabiliyeli bir mucir olmakla beraber fevkalade bir işadamıydı ve Amerika’nın en varlıklı vatandaşlarından biri hâline geldi. 1932’de ölümünden önce üniversitelere ve yardım derneklerine yüz milyon dolardan fazla bağış yapmıştı.

Eğer bir özdeyişin söylediği gibi, bir fotoğraf-resim bin söz kadar kıymetliyse, o zaman George Eastman’in ve Kodak Brownie’nin hikâyesi yetmiş trilyon değerindedir.