Make your own free website on Tripod.com

sayı 2-3

Ahlakın Biyolojik Temelleri"

Türban:Düşünebilen Bir Varlık

Prof.Dr.Naci Bostancı-Söyleşi

Adana ve Adana'nın Ötesi

İbn Haldun

Parlementer Sistem ve Türkiye

Renklere Dair

Altın Çağ

Türklerde Tiyatro

İnek Politikası


ANASAYFA

e@mail

 

İbn Haldun

Oğuz ÇETİN

Cemil Meriç onu 'semasında tek yıldız ne öncüsü var ne devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir; girdapları, mağraları, zirveleriyle 'diyerek anlatıyor. Toynbee onun için 'mukaddimedi'ki tarih felsefesi, nev'inin en büyük eseri. Şimdiye kadar hiç bir ülkede hiç bir çağda hiç bir insan zekası böyle bir eser yaratmamıştır' diyor. Peki Kim bu zat?

İbn Haldun 1332'de Tunus'da doğdu. Eğitimini teoloji, hukuk, doğa bilimleri, felsefe, mantık konularında yaptı. Önceleri Endülüse göç etmiş olmasına rağmen daha sonraları İspanyolların tazyiki ile tekrar Tunusa döndü. Hayatının büyük bir kısmında siyasetle içli dışlı oldu, bir çok siyasi görev kendisine verildi. Siyaseti bir ilim adamı gözüyle görmeye başlayan ve mesleğini aldığı eğitimle perçinleyen İbn Haldun eserlerinde devrinin büyük düşünürleri dışında bir alanla ilgileniyor. Hatta daha öncesi olmayan bir ilim dalının tohumlarını kendisi atıyor. Tarih felsefesi ve sosyoloji. Eserlerinin tamamı; "Tarih" inin (kitab el-iber) birinci kitabı ve 'giriş' I (mukaddime) MUKADDİME olarak bilinir.

Temel hareket noktası tarih olan İbn Haldun tarihi olayların şu veya bu şekilde oluşmasının sadece Allah'ın bir iradesi olarak izah edildiği bir dönemde , olaylar arasında sabit sebep-netice ilişkilerinin olması gerektiğini savunmuş ve bunu bilimsel metodlarla açıklamaya çalışmıştır.

Metodolojisinin temel dayanak noktası tarih olmuştur. Tarihi bugünkü sosyal zeminin oluşmasında rol oynayan başlıca kaynak olarak görüyor. İki tip içerisinde tarihciliği inceliyor. Batini ve Zahiri. Batini tarihçilik olayın oluşumunda etkili olan etkenlerin temelinde yer alan rasyonel sebeplerin sebep netice ilişkisinin bulabilmek üzere yapılan tarihçilik, yani batini tarihçi olayları o devirde yaşanan toplumsal ve geleneksel yapısıyla mukayese ettikden sonra meydana gelmiş sayabilir. Zahiri tarihçi ise sadece tarihi olayları hikaye eder.

Tarihi olayları mukayese edecek olan kişi toplumsal yapıyı, medeniyeti, o toplumun oluşturduğu tüm değerleri (hukuk, adetler, inançlar...) yani İbn Haldunun tabiriyle Umranı bilmelidir.

Umranı açıklayan temel kavram ASABİYET. İnsan diğer yaratılanlara göre en savunmasız varlıktır. Temel olarak güvenlik sorunu ve ihtiyaçlarını yalnız karşılıyamadığı için beraber yaşamak tabii ve zaruridir. Ama beraber yaşamaları için belirli müeyyidelerin olması gerekir. Bu müeyyidelerin kaynağı ya iradesini topluluğa karşı kabul ettiren bir ferttir yahut asabiyet yani içtimai tesanüddür. Ortak yaşam devletin varolmasını meşru kılar. Temelde asabiyetin kaynağı akrabalıkdır fakat bu toplumdan topluma ve zamandan zamana değişmektedir. Umranın iki aşaması vardır. Bedevilik ve Hederilik. Bedevilik çöl hayatını, güçlü akrabalık ilişkilerini, dayanışmayı temsil eder umranın ilk safhasıdır. Hederiye, kent yaşamı ve asabiyetin çözülmeye başladığı, paylaşılan otoritenin daralarak monarşik bir yapının meydana gelmeye başladığı bir safhadır. Devletin kurulma safhası bedevilik kökleşdiği safha hederiliktir. Devlet kökleştikçede tesanüd azalır. Devletin kent yaşamınıdaki oluşumunda artık refah ve lüks başlar, bunun asabiyete etkisi çözücü olmasıdır. Artık yöneticiler iktidarı mutlaklaştırma ve kutsallaştırma safhasına girer. Yöneticiler artık bu amaca ulaşmak için kendilerine bağlı kişileri kayırmaya ve etrafına toplamaya başlar. Beraberinde yöneticilerin israfı ve vurdumduymazlığı, gelir-gider dengesini açar, yöneticiler de bu dengeyi tekrar kurmak için daha fazla vergi alırlar ve halkı yoksullaştırırlar, böylece çöküş yakındır geciktirilebilir ama kaçılamaz.

İbn Haldunun ilginç tesbitlerinden birisi de coğrafyanın insanlar ve toplumlar üzerindeki etkisini incelemiş olmasıdır. İnsanları farklılaştıran çevreleridir. Soğuk iklimlerde zeka daha hudutlu, sanatlar daha az gelişmiş, sıcak iklimlerde tembellik ve sıkıntı hakimdir, ılıman iklimlerde ise sanat daha gelişmiş büyük hanedanlıklar kurulmuştur.

İktisat konusundaki fikirleri de dikkate değer. Umranın ilk aşamasında zenginliğin kaynağı ticaret değil üretimdir der. Nüfus ve refah konusunda ilişkiler karmaşıktır. Nüfus arttıkça talep de artar, talep üretimi kamçılar. Ve böylece zenginleşme iş bölümünü meydana getirir. Lakin nüfus arttıkça servet artar ama bir yere kadar belli bir seviyeden sonra nüfus artışı lüks ihtiyaçlarla çelişir, devlet daha fazla vergi koyar, zanaatkarlar ezilir. İlginç bir tesbit daha; Medeniyet ilerledikce ziraatın nisbi önemi azalır, hizmet sektörü gelişerek ticaret önem kazanır.

İbn Haldun dil öğrenmeye çalışanlar için de öğütte bulunmakta ve gramere çalışmaktan çok konuşmayı, okumayı, parçaları ezberlemeyi tavsiye etmektedir.

İbn Haldun Birçok batılı yazar tarafından sosyolojinin kurucusu olarak tanınır Nitekim İbn Haldunun fikirlerini bir çok batılı yazarda görebilmekteyiz. İbn Haldunun coğrafi ve ekonomik determinizim görüşü ile Montesquieu'yu ve Marx'ı hatırlattığı, şehir ve uygar yaşamın insan ahlakını bozduğu görüşü ile Rousseau'yu anımsattığı, Machiavelli'ye öncülük ettiği, hukuk anlayışı ile Hobbes ve Hegel'i anımsattığı, ırk anlayışı ile Gobineau'ya öncülük ettiği söylenir.