Make your own free website on Tripod.com

sayı 2-3

Ahlakın Biyolojik Temelleri"

Türban:Düşünebilen Bir Varlık

Prof.Dr.Naci Bostancı-Söyleşi

Adana ve Adana'nın Ötesi

İbn Haldun

Parlementer Sistem ve Türkiye

Renklere Dair

Altın Çağ

Türklerde Tiyatro

İnek Politikası


ANASAYFA

e@mail

 

PARLAMENTER SİSTEM VE TÜRKİYE

Ahmet DEMİRTAŞ

Dünyada krallıkların yıkılıp monarşinin ortadan kalktığı dönemlerde parlamentolar doğmaya başlamıştır. İlk olarak, İngiltere’de ortaya çıkan daha sonra başka ülkelerce uygulanan parlamenter rejim, artık dünyanın hiçbir ülkesinde kitaplarda yer alan şekliyle uygulanmıyor; artık yavaş yavaş devletler yarı başkanlık ya da başkanlık hükümeti sistemine geçmektedirler

Parlamenter rejimin en önemli özelliği, kuvvetler arasındaki eşitlik ve dengedir; fakat yasama organı denetim mekanizması ile yürütmeyi denetleme yetkisine sahip iken yürütme organı da yine belli şartlarda parlamentoyu feshederek veya seçimleri yenileyerek gücünü gösterme imkanına sahiptir. Parlamento artık denetim görevini yapamıyor, çoğunluğunu kendisinin oluşturduğu hükümeti düşüremiyor, bindiği dalı kesmiyor, denetim mekanizması yeterince çalışmadığı için sistem yavaş yavaş pes ediyor

Parlamenter sistemin açmazlarından biri de, Başbakanlık hadisesi... Başbakan, kişisel olarak uygun gördüğü kişilere istediği görevi verebilme yetkisine sahiptir. Bakanları istediği gibi seçmekte, onların işlerine karışmakta, kabine tartışmalarında da oldukça egemen, istediği yasa tasarısını hazırlamakta ve öncelikle o yasa tasarılarının görüşülmesinde milletvekilleri üzerinde baskı kurabilmektedir. Başbakanın yetkilerindeki artış çoğunluk partisinin lideri olmasından kaynaklanır.

Parlamenter rejimin bir diğer açmazı; teorik olarak yürütme yasamaya karşı sorumlu iken seçmenlere karşı sorumluluğu doğrudan değildir. Çünkü hükümeti seçmenler doğrudan oluşturmaz, seçmenler sadece milletvekillerini seçer; milletvekilleri de içlerinden hükümet çıkarır.

Yine bir diğer açmaz, koalisyonlardır. Koalisyonlarla yönetimin toplumsal konsensus sağladığı görüşü, sosyal demokratlar tarafından kabul edilse de, İskandinav ülkelerinde başarılı olduğu görülse de, birçok ülkede uygulamada ciddi sorunları ortaya çıkardığı ve sorunları çözmekten uzak olduğu bir gerçektir. Koalisyonlar, sadece günlük rutin işlerin yapıldığı hiçbir plan ve programın ortaya konmadığı formalite olsun diye kurulan hükümettir

İcraat hükümeti olmaktan ziyade durumu kurtarmaya çalışan halka “ülkeyi hükümetsiz bırakmadık” diyerek tavizcilik, fırsatçılık politikalarının güdüldüğü boşa geçirilmiş zaman olarak adlandırabiliriz. Milli egemenlik tam olarak gerçekleşmemekte Anayol-D hükümetinde gördüğümüz gibi meclisin beşinci partisi kilit parti konumuna gelerek, hükümeti dışarıdan destekleyerek, büyük pazarlık gücüne sahip olmakta ve bu istikrarsızlıkta ne yaptırabilirsem kar dır gibi politikalar üreterek ilişkilerini bu çerçevede yürütmektedir.

Hükümet bir bütündür. ve hükümetin ortak sorumluluğu esastır. Koalisyon hükümetlerinin asıl sıkıntısı sorumlu ve yetkilinin kim olduğunun bilinmemesidir. Partilerin suçları birbirlerinin üzerlerine atmaları ve tek başlarına hükümet olmadıkları için verdikleri sözleri yerine getiremediklerini söylemeleri halkın karar vermesini zorlaştırmaktadır.1991 seçimlerinde DYP-SHP Koalisyonu kurulmuş farklı program ve farklı görüşlere sahip iki ayrı partinin Koalisyon kurması ortak sorumluluk ilkesini bozmuş iki ayrı hükümet var gibi iki ayrı parti aynı anda bir ülkeyi yönetmeye kalkmışlardır. Bu sırada SHP-CHP’nin bütünleşme çabaları ve genel başkan değişikliğide normal olarak hükümete yansıyınca Türkiye bu dönemde de maalesef yerinde saymıştır. Koalisyonlar neticesinde çözülemeyen sorunlar karşısında artık partiler sorumluluk almaktan kaçınmakta ve koalisyonlar dışarıdan desteklenmektedir. Kurulan azınlık hükümetler ipleri başkasının eline vermekte ve kukla durumuna düşmektedirler.

İstikrarsız koalisyonları, azınlık hükümetlerinin, dönüşümlü başbakanlık formüllerinin denendiği ülkemizde seçim yatırımı yapılarak ne kazansam kâr’dır düşüncesiyle bakanlıklarda KİT’e dönüştürülerek ülkedeki enflasyonu ve işsizliği körükleyen bu sistem tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işlemez durumdadır. Yine anlamalıyız ki parlamenter sistem iki partinin dışında çok partili bir ortamda seçim sistemiyle alakalı olarak da ciddi sorunlara yol açmaktadır. Parlamenter sistemin klasik tanımı değişmiştir. Yeni parlamenter sistemde yürütme organının yasamaya nazaran daha aktif daha güçlü durumda olduğunu görüyoruz. Görüyoruz ki çift parti sisteminin hükümete sağladığı otorite sayesinde İngiltere’de kabine üstünlüğü ortaya çıkmıştır. Ama birden çok partinin bulunduğu ülkelerde durum tersine dönmüş istikrarlı hükümet yerine güçsüz hükümetler kurulmuştur. Burada karşımıza parti disiplini çıkıyor. Parti disiplini; herhangi bir konuda parti birliğini bozmamak gayesi ile partisiyle anlaşmazlığa uyuşmazlığa düşmesine engel olmak için bu fikirden vazgeçirme metodu olarak tanımlanabilir. Parti üyeleri parti disiplinine uymak zorundadır. Aksi takdirde bazı müeyyidelerle karşı karşıyadır. Bu müeyyideler partiden çıkarmaya kadar varmaktadır. Yine DSP’den ihraç edilen milletvekillerini hepimiz hatırlıyoruz. Parti disiplini neticesinde parti gruplarında alınan kararlar önemli bir konuma geliyor ve parti grupları hükümetleri kuruyor veya düşürüyor. Bugün için ülkemizde önemli problemleri önce parti gruplarında görüşülüyor daha sonra parti başkanları bunu onaylıyor ve günümüzde iktidar partisi başkanının kabul etmediği konu veya konular meclisten geçemiyor.

Milletvekilleri seçimlerinde parti başkanlarının belirlediği isimler meclise girince yine parti başkanlarının istekleri doğrultusunda özellikle iktidar partisi milletvekilleri partilerinin kendilerine sağladığı imkanları neticesinde bir anlamda vefa borcu dolayısıyla ve parti disiplini neticesinde parti liderlerinin başbakan olduğu veya destek verdiği hükümeti siyasi denetim vasıtaları ile denetlemek yerine gözü bağlanmış bir insana dışarıdan verilen komutlar gibi partisinin ve başkanının dediklerini yapmaktadır. Bu sebeple kurulan hükümetler meclisin siyasi denetiminden uzak olmaktadır.

Parlamentonun bu hale gelmesi neticesinde kuvvetler ayrılığı prensibi bozulmakta yürütme oransız biçimde güçlenmektedir. Parlamentoda çoğunluğu eline geçirmiş parti her iki güce de hakimdir. Parti disiplini neticesinde Başbakan milletvekilleri tarafından desteklenmekte ve yanlış kararları alsa bile bir daha seçilmek kaygısıyla siyasi geleceği için her zaman başbakanın arkasında duran, Başbakanın istediği gibi davranmaları neticesinde Yasama ve Yürütme ayrımı sona ermiş İktidar-Muhalefet kavramları karşımıza çıkmıştır. Parlamento yürütmenin istediği kanunlar ancak parlamentodan geçmektedir.

Türkiye’nin önündeki insan hakları, hukuk devleti, demokrasi gibi çok önemli problemleri ancak etkin ve istikrarlı bir yönetimle çözülebilir. Bugünkü parlamenter sistemin ortaya çıkardığı cılız, fırsatçı, tavizci yönetimlerle değil herhalde...