Make your own free website on Tripod.com

sayı 2-3

Ahlakın Biyolojik Temelleri"

Türban:Düşünebilen Bir Varlık

Prof.Dr.Naci Bostancı-Söyleşi

Adana ve Adana'nın Ötesi

İbn Haldun

Parlementer Sistem ve Türkiye

Renklere Dair

Altın Çağ

Türklerde Tiyatro

İnek Politikası


ANASAYFA

e@mail

 

ADANA VE ADANA’NIN ÖTESİ

Barış ÇİÇEK

Artık pek de umurumuzda değil. Trafik kazasında bilmem kaç kişi ölmüş, selde kaç kişi kaybolmuş, kaç kişi çığın altında kalmış, depremde ne kadar kişi yaralanmış… Artık ölüler, yaralılar bizi pek ilgilendirmiyor. Yoksa bu hep böylemiydi? Yani biz hep insan hayatını hiçe mi saydık? Kendimi örnek vereyim. Böyle haberleri televizyonda izlemekten, gazetede okumaktan sıkıldım. Kaç kişi gelmiş, kaç kişi gitmiş, artık oturup bunları düşünmüyordum. Sadece ana haber bülteninin sonuna doğru yayınlanan haberler bana bir şeyler anlatmaya başladı. Amerika’da sıradan bir kişinin ölmesi bütün dünyanın haberi oluyordu. Japonya’daki depremde bir kaç kişi ölünce Japonlar yaslara giriyor, bütün dünya onlarla ilgileniyordu. Peki dünya Türkiye’deki ölüm haberleriyle niye ilgilenmiyordu? Ben bunun nedenini buldum ve hatta sonucu formüle bile ettim. Bakın ne kadar iyi matematik biliyorum:

Gelişmişlik seviyesi x Ölen insan sayısı = K K=(Sabit sayı)

Yani, Bangladeş’te 1000 tane insanın ölmesi veya Japonya’da 5 kişinin ölmesi dünya ve dünya basını için aynı değerde. Bu formüle bakarak Türkiye’nin medeniyet düzeyini ya da Türkiye’de kaç kişi ölünce dünyanın buna ilgi göstereceğini bulabilirsiniz.

Ben mimarlıkta okuyorum ve mezun olunca sanırım mimar olacağım. Bu yüzden benim bu yazıda Adana yapılaşmasından ve bunun sorunlarından bahsetmem gerekir. Size, depremde niye bu kadar kişinin öldüğünü, niye çoğu yapının yıkıldığını, şu anda Türkiye’de inşaat adı altında neler yapıldığını ve ilerisi için de durumu pek ümitli görmediğimi anlatmam gerekir. Ama siz bunların hepsini biliyorsunuz, mimarlıkta okumasanız bile. Matematikten anlamasanız bile çıkardığım formülü hepiniz çıkarabilir, Türkiye’de neyin yanlış gittiğini ve hatta çözümünü bile görebilirsiniz.

Açık açık söyleyeyim. Ben de müteahhit olmak istiyorum. Evet, büyük bir müteahhit olmak ve çoook(!) zengin olmak istiyorum. Adana’daki binaları yapanlar da aynı şeyleri düşünüyorlardı. O yüzden teknik ressamlara proje yaptırıp paraya ihtiyacı olan zavallı bir mimara imzalattılar. O yüzden statik projelerini de yapmadılar. Bir imza yetti. Madem bu adamlar bu gibi pis işler yaptılar, peki büyük devletimiz ne yaptı. O imzalara güvendi. Evet, güvendi. Ne yapmasını bekliyordunuz? Bir komisyon kurup, o komisyonda projenin bütün detaylarını incelemelerini mi? Statik projesini, tesisat projesini belli standartlara göre değerlendirmelerini mi? İnşaatın her safhasında projeye uygunluğu denetlemelerini mi? Bekleyin o zaman. Daha çok beklersiniz.

Belki gazetede okumuşsunuzdur, binaları yıkılan müteahhitleri hapse atacaklarmış. Adamlar binaları yaparken kazanacakları güzel paraları düşünüp durdular, hatta bu parayı kazanmalarına hiç bir şeyin engel olmadığını görüp mışıl mışıl uyudular bile. Bir deprem oldu ve adamlar tahayyül bile edemedikleri hapishaneyle yüz yüze geldiler. İşte büyük devlet. İşte öldürülen vatandaşlarının intikamını alan devlet. Aslında asmak daha iyi olurdu ama neyse hapishane de iyidir. Devlet dediğin böyle olur. Yaşarken koruyamasa da ölünce vatandaşlarının hakkını sonuna kadar arar. Bir de devlete veryansın ederler. Vatandaşının hakkını koruyamıyormuş da, ona gerektiği gibi sahip çıkamıyormuş da… Alın işte, herifleri hapse gönderiyor. Sevinin, sevinin… Başınızda koç gibi, baba gibi bir devlet var(!).