Make your own free website on Tripod.com

sayı 2-3

Ahlakın Biyolojik Temelleri"

Türban:Düşünebilen Bir Varlık

Prof.Dr.Naci Bostancı-Söyleşi

Adana ve Adana'nın Ötesi

İbn Haldun

Parlementer Sistem ve Türkiye

Renklere Dair

Altın Çağ

Türklerde Tiyatro

İnek Politikası


ANASAYFA

e@mail

 

RENKLERE DAiR

Yavuz KADIYORAN

Bildiğimiz sadece bir renk olsaydı dünyada, dünya çok sıradan ve sıkıcı; fakat düzenli olurdu. Sadece iki renk olması bile, ressamların bu iki renk tonlarını karıştırmasıyla, milyonlarca renge ulaşılmasını sağlayabilirdi. Fakat yine de ulaşılması imkansız olan sonsuz sayıda renk bulunacaktı. Hele siyah ve beyaz olmasaydı, bu renklerin tonlarına da ulaşılamayacağından iki farklı renk bulunmasına rağmen bu renklerle kısıtlı kalınacaktı.

Asal renkler elinizin altında olunca, siyah ve beyaz karışımları hariç bütün renklere ulaşabilirsiniz. Ama birinci sınıf bir ressam olsanız bile, bir kere oluşturduğunuz rengin aynısına (eğer bilgisayarda oluşturmadıysanız!) hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamazsınız.

Dünya üzerinde bulunan renkleri küçümsemek, aşağılamak daha öteye gidip yok etmeye çalışmak sanata(!) saygısızlığın ta kendisidir. Hiç bir renk oluşma şekli itibariyle (asal renkler: kırmızı, yeşil, mavi ve eğer renk olarak değerlendirilebilirlerse siyah, beyaz hariç) diğerlerinden farklı olmadığından bir rengin başka bir renkten koyu-açık, parlak-mat olması nedeniyle üstün görülmesi ise çok büyük bir bilimsel (hatta sivrisineklerin saz çaldığı insanlar için- tarihsel, politik ve duygusal!!!) bir yanılgıdır. Bir rengi diğerlerinden daha çok sevmek ise son derece fıtri (insana özgü) ve doğal (doğaya özgü) bir davranış sergilemektir.

Asal renkler ilk bakışta asil görünseler de, büyüteç altına alındıklarında, sanatsal açıdan komik oldukları keşfedilir. Diğer bütün renkler, biricik olan oluşturulma şekilleri açısından birer sanat şaheseriyken bu üç asal renk asaletleri uğruna gemileri yakmaya (-az önce bahsi geçen sazı dinlemekten senfoni dinlemeye terfi eden dostlar için- ve hatta kendilerini yakmaya) hazırlardır.

Siyah ve beyazı ise iki şekilde düşünmek mümkündür. Birincisi (bu tanım herkes için yapılıyor) bu iki zıt (aslında birbirlerine muhtaç hatta birbirlerinin varoluş sebepleri olan iki kardeş) olgu, aynı renklerin değişik tonlarını ortaya çıkardıkları için gerekli ve (ressamlar ve Beşiktaşlıların anlaştıkları tek ortak nokta:) vazgeçil(e)mezlerdir. İkinci yaygın kanı ise (bu tanım şimdiye kadar ihmal ettiğim davul zurnanın az olduğu arkadaşlar arasında yaygın bir inanıştır) bu iki radikal (uç, marjinal ya da zıt) olgunun zaten sonsuz sayıda olan renklerin koyulaştırılmaya açıklaştırılmaya ihtiyacı olmadığından gereksiz hatta yok (farz)edilebilir olduklarıdır.

Uzun cümlelerimden,parantezlerimden ve imalı sözlerimden sıkılmamış arkadaşlarım (eğer hala arkadaşlarım olarak kalabil- diyseler) emniyet kemerlerini bağlasınlar, zira uçuşa geçiyoruz. Yukarıda bahsettiğim ikinci kanı, yalnızca tarihsel, politik yada zihinsel! bir yanılgı değildir. Bu (bilimlerin en has(sas)ı olan) matematiksel bir yanılgıdır. Renkler kümesi, oluşturulma şekilleri düşünülürse, rasyonel sayılar kümesine benzetilebilir. Rasyonel sayılar kümesinde, sabit bir sayıdan daha büyük bir sayı her zaman vardır. Bu cümlenin renkler kümesine çevirisi şudur: En koyu olduğunu düşündüğünüz renkle, siyah (sonsuz) arasında her zaman siyaha daha yakın (daha koyu) bir renk vardır. Bu renkler kümesinden siyah ve beyazı çıkarmak ise, rasyonel sayılar kümesinden artı ve eksi sonsuzu çıkarmaya çalışmaya benzer. Bu çok saçma bir şeydir, çünkü bunu başarabilseniz bile sonsuz olduğunu düşündüğünüz sayıdan bir eksik olan sayı da sonsuzun ta kendisidir.

Mealen1: Siyahı renkler kümesinden çıkarmayı başarabilseniz bile, ona en yakın olan renk kümede kalacaktır ve bu renkte (diğer renklerle karşılaştırıldığında göreceli olarak) siyahın ta kendisi olduğundan siyah kümeden çıkarılamamış olacaktır

Mealen2: Bir toplulukta bulunan radikalleri yok etmeye çalışmak, bütün insanları birbirine benzetmeye uğraşmak (boş zamanlarınızı değerlendirebilmek için bile) saçmadır. Çünkü radikalleri yok etmeyi başarsanız bile, eski radikallere en yakın olan grup, toplum içerisinde yeni radikaller olarak adlandırılacaklardır. İlle de radikalleri yok edeceğim (ya da sindireceğim) diyorsanız bir matematikçi olarak naçizane tavsiyem açıkladığım nedenlerden ötürü önce bütün insanları, sonra da -geriye tek radikal siz kaldığınız içinkendinizi yok etmeniz (ya da sindirmeniz) olacaktır. Eğer sonuçta kendinize de aynısını yapacaksanız bütün insanları neden sindiriyorsunuz ki? Kendinizi sindirin. Böylece hem sorununuz kökünden! çözümlenir, hem de yaşama haklarını sizden aldıklarını düşündüğünüz insanlar o sevmediğiniz renklerdeki hayatlarını siz bir türlü kabullenemeseniz de mutlu bir biçimde sürdürürler.

Bu kendi egomu tatmin etmek için mi yoksa bir şeyleri paylaşabilmek için mi yazdığımı benim bile anlayamadığım paragrafı ve parantezleri aşıp ta, işbu paragrafa gelebildiyseniz, ve hala beni seviyorsanız bir itirafı hakkettiniz: Bende sizi seviyorum

Dipnot:-Renklerden anlayan arkadaşlar açıklarımı görürlerse hoş görsünler. Zira işbu yazı önemli bir sınavımın arefe gecesinde sabaha karşı 01.57 de yazıldı.

Renklerden anlamadığım, matematikten de anlamadığımı göstermez.