Make your own free website on Tripod.com

sayı 7-8

AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ: KÜRESEL BARIŞ İÇİN SON UMUT…

PAZAR PAYI SAFSATASI

ŞU "KONUŞMA…" DA OLMASA!

BERBERDE

HUKUKUN HUKUKSUZLAŞTIRILMASI

GELENEKSEL KÜLTÜREL DEĞERLERİN YENİDEN YÜKSELİŞİ ÜZERİNE

BİREY OLMAK-AŞIK OLMAK

KIBRIS SORUNU

İDEOLOJİK BİR TERCİH

UZAYLILAR ÖZGÜR MÜ?

LAİKLİK VE LAİSİZİM ÜZERİNE



ANASAYFA

e@mail

 

Kıbrıs Sorunu

Metin ÇETİN

Yirminci yüzyılın son ayında, Kıbrıs konusunda yeni bir süreç başlatılıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan New York yakınlarındaki Troutbeck ile İsviçre'nin Glion kasabasından sonra Denktaş ve Klerides’i 3 Aralık’ta New York’ta üçüncü kez bir araya getiriyor.

Aslında bu çaba, Genel Sekreterin kendi inisiyatifi ile değil, G-8’lerin talebi üzerine başlatıldı.

Kıbrıs sorununun gerçek tarafları, Adadaki Türk ve Rum toplumları ile bu iki toplumun anavatanları olan Türkiye ve Yunanistan’dır. Bu dört ülke dışında soruna taraf olan bir ülke de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü olan İngiltere’dir. Bu beş ülke dışında Kıbrıs sorununda girişimde bulunma yetkisi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne verilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri “iyi niyet görevi” çerçevesinde Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm bulunabilmesi için her iki tarafın (Kıbrıs Türkleri ve Rumları’nın) kabul edebileceği öneriler üzerinde çalışmalar yapabilir.

Ancak bu denge bozulmuştur. Soruna taraf beş ülkenin arasına, önce dünyanın süperi ABD, ardından Yunanistan’ın tam üye olduğu AB, ardından da sıcak denizlere inme rüyasından vazgeçmeyen Rusya dahil olmuştur. Tabiî soruna sonradan dahil olan ülkeler, Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm bulmak yerine, kendi bölgesel çıkarlarını korumayı baş görev bilmişlerdir.

Amerika’daki Rum-Yunan lobisi, Avrupa Birliği’nde Yunanistan’ın tam üyeliği, bu iki forumda da, Türkiye’nin baştan kaybetmeye mahkum olmasına sebep olmaktadır. Çünkü Yunanistan’ın AB’deki vetosu, Rum-Yunan Lobisinin ABD başkanlık seçimlerini etkileme gücü, Rum-Yunan ikilisine baskı yapılmasını sürekli engellemiştir. Örneğin: 1995 yılına kadar süren Güven Arttırıcı Önlemler Paketi’ne ilişkin müzakerelerde, uzlaşmaz tutumuna rağmen, Rum tarafına bir yaptırım uygulanamamıştır Dolayısıyla 3 Aralık New York sürecinde, Türk tarafının hata yapmaması gerekmektedir. Bu düşüncemizin nedenlerini izah edebilmek için, Genel Sekreter Kofi Annan’ın taraflara görüşme daveti ile 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yaşanan krizi ve İstanbul AGİT zirvesindeki diplomasi cambazlığını biraz anlatmak gerekir:

KRİZ GECESİ

14 Kasım’da herşey yolunda görünüyordu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides’i kapsayan bir telefon diplomasisi başlatır. Türk tarafının eşitlik kaygısı dikkate alınarak “taraflar” New York’a davet edilir ve davet Denktaş ile Klerides tarafından kabul edilir.

ABD Başkanı Bill Clinton’un Türkiye ziyareti öncesi olumlu bir hava yaratılır.

Herşey yolunda gidiyor denilirken 14 Kasım akşamı Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Reuter Ajans’a yaptığı bir açıklama ile ortalık karışır. Denktaş, BM tarafından yapılan sözlü davetin çerçevesinin, isim ve sıfat olmadan, tarafsız, basit ve kısa olması konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, yapılan açıklamada kendisinden “ekselansları” olarak söz edilirken Klerides’ten “Cumhurbaşkanı” olarak söz edilmek suretiyle eşitlik ilkesinin bozulduğunu bildirdi. Denktaş, görüşmeler konusunda üzerinde mutabakata varılan eski formata dönülmediği sürece, New York’taki dolaylı görüşmelere katılmayacağını vurguladı.

Denktaş’ın bu açıklaması üzerine BM Genel Sekreterliği Kıbrıs Özel Temsilciliği, ile ABD’nin Lefkoşe Büyükelçisi Donald Bandler Lefkoşe- Ankara- New York üçgeninde yoğun temaslarda bulunur. Bu çabalar sonunda Genel Sekreter Kofi Annan’ın yeni daveti yayınlanır:

“Dün Kıbrıs hakkında yaptığım açıklama konusunda bazı karmaşıklıklar olduğu görülüyor. Açıklığa kavuşturmama izin verin: Taraflar, bütünsel bir anlaşmaya yol açacak anlamlı müzakereler için zemin hazırlanması amacıyla 3 Aralık’ta New York’ta dolaylı görüşmelere başlama konusunda mutabık kalmışlardır.”

Annan’ın bu düzeltmesinin ardından Denktaş, 15 Kasım sabahı, TAK ve AA’ya yaptığı açıklamada, 3 Aralık’ta New York’ta yapılacak dolaylı görüşmelere katılacağını söyler.

AGİT ZİRVESİ

Kıbrıs’taki tarafların eşitliği ilkesini yok edecek ikinci gelişme AGİT zirvesi sırasında yaşandı. Genel Sekreter Kofi Annan, zirveye davetli olarak katılan Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides’ten bir görüşme talep eder. Klerides, 19 Kasım günü Kofi Annan ile 20 dakika süren bir görüşme yapar. Aslında görüşme nezaket ziyareti çerçevesinde gerçekleşir ama taraflar arasındaki eşitlik bir kez daha bozulmuş olur. Bunun üzerine Denktaş, Kofi Annan ile görüşme talebinde bulunur. Annan da bu talebi kabul eder. Ancak ortaya diplomatik bir sorun çıkar. Klerides, AGİT zirvesi nedeniyle İstanbul’da Devlet Başkanı sıfatıyla bulunmaktadır. KKTC’nin tanınmaması nedeniyle Denktaş İstanbul’a hangi sıfatla gelecektir? Edinilen bilgiye göre, bu sorunun cevabını Türk hariciyesi bulur. Zirvenin son günü olan 19 Kasım günü AGİT’in İstanbul’daki yetkileri saat 13’te sona ermektedir. Dolayısıyla Denktaş’ın saat 13’ten sonra İstanbul’a KKTC Cumhurbaşkanı olarak gelmesinde bir sorun yoktur. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanlığı uçağı GAP’ı KKTC’ye gönderir. Saat 12’de Ercan’dan ayrılan Denktaş, saat 13’ü geçtikten sonra KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla İstanbul Atatürk Havalimanı’na iner.

Bundan sonrası kolaydır. Denktaş da Genel Sekreter Kofi Annan ile 20 dakika süren bir görüşme yapar. Ama bundan da önemlisi, Denktaş, Klerides’in hitap ettiği basın mensuplarına Türk görüşünü anlatma fırsatını bulmuş olur.

KONFEDERASYON ÖNERİSİ

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından 31 Ağustos’ta açıklanan konfederasyon önerisi 3 Aralık’ta başlayan yeni görüşme sürecine damgasını vuracaktır. Bu nedenle konfederasyon önerisini hatırlamakta yarar vardır:

“Kıbrıs’ta müştereken kabul edilebilecek kalıcı bir çözüm sağlamaya yönelik nihaî bir çaba kapsamında, aşağıdaki düzenlemeler temelinde bir “Kıbrıs Konfederasyonu” tesis edilmesini öneriyorum: 1-Türkiye ile KKTC arasında yapılacak anlaşmalarla özel ilişki tesis edilecektir. 2-Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında simetrik anlaşmalar yoluyla benzer bir özel ilişki kurulacaktır. 3-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs RumYönetimi arasında “Kıbrıs Konfederasyonu” tesis edilecektir. 4-1960 garanti sistemi muhafaza edilecektir. 5-“Kıbrıs Konfederasyonu”, iki tarafın ortak mutabakatı olduğu takdirde, AB’ye katılım politikası izleyebilecektir.Türkiye’ye, AB’ye tam üyeliği gerçekleşene kadar, özel bir düzenleme ile Kıbrıs Konfederasyonu’na ilişkin olarak AB üyesi ülkelere tanınan tüm hak ve yükümlülükler aynen tanınacaktır. Müzekerelerin nihaî hedefi, iki halktan ve iki devletten müteşekkil konfederal bir yapıyı öngören, iki anavatan ile garantör devletler arasında akdedilecek simetrik anlaşmalarla desteklenen bir ortaklık çözümü teşkil edecektir. Konfederasyona devredilmeyen tüm hak ve yetkiler konfedere devletlerde kalacaktır. Müzakereler sonucunda varılacak herhangi bir çözüm, onay için ayrı ayrı referanduma sunulacaktır. Bu amaçla yapılacak müzakerelere katılmakla taraflar, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafının iki egemen ve eşit devlet olduğunu, her birinin, kendi halkının siyasî eşitliğini ve iradesini temsil eden ve işbirliği olan demokratik kurumları ve yetkileri haiz bulunduğunu kabul etmiş olacaklardır. Ayrıca bir tarafın makamlarının diğerini temsil etmeyeceğini de kabul etmiş olacaklardır. Ancak böyle bir yapılanma ile: a) Her iki tarafın güvenliğinin sağlanacağına, b) Her iki tarafın kimliğinin ve esenliğinin güvence altına alınacağına inanmaktayız. c) Kıbrıs Rum tarafı bu nihaî esaslarla mutabık olduğu taktirde, “Kıbrıs Konfederasyonu” tesisine yönelik müzakerelere başlamaya hazırız.”

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN
http://go.to/kibrisevi