Make your own free website on Tripod.com

sayı 5-6

Ekonomik Özgürlük Kavramı

Barış Manço'yıu Düşünürken

Sinema

"Sivil özgürlük" süz "Siyasal Özgürlük"! Olur mu?

Bülbül

Kadın ve Taciz

Nefes alacağınız son oksijende tükenirken

Vahşetin Belgeseli

Ne Yapacağını Bilememek

Türkiyenin Konumu

Haymatlos

Yalancı Masumiyet

Hangi laiklik

E-Deneme


ANASAYFA

e@mail

 

HAYMATLOS

Şerif Yıldız

Mensubiyet ve aidiyet fikri büyüklerimizden tevârüs ettiğimiz en büyük adetimiz. Ve bu mirası çocuklarımıza bırakacağımız kesin, çünkü elimizde olan bu, başka bir şey verilmedi ki. Aslında biz de başka şeylerin sevdasında değildik, elimizde olandan başka bir şey istemek hep ayıptı. Ayıplanmamak için bunlarla beraber bir ömür geçiriyoruz.

Ne zaman kendimiz için bir şeyler istesek “ya diğerleri?..” diye sesler yükseliyor ve olan da hep bize oluyor. İyilik sever ve merhametli olmak, adanmışlık en büyük meziyet ve ne zaman “Ben ne olacağım?” diye sorsak “Senin mutluluğun diğerleriyle beraber.” deniyor bize.

Korkutulmuştuk çocukken öcülerle ve çalıp gidecek olan çingenelerle, onun için hep bir yerde ve bir yerlere bağlı kalarak, sürüden ayrılmadan sürdürdük hayatımız; ya da hayatlarımızı. Çünkü sürüde kimsenin kendine ait bir hayatı yoktu. Paylaşıyorduk neyimiz varsa ve geriye bir şey bırakmıyorduk kendimize ait.

Diğerlerinin eğilmesi kendinin daha da alçalması gerekiyordu, başka türlüsü isyandı. Adanmak gerekiyordu varlığını hissedemediğimiz toplum aile denen yeni İLAH'a. Yalnız mekân değildi paylaşılan, ruhlarımız da ortaktı ve birbirimizin ruhundan besleniyorduk.

Ve kutsanıyordu hayatlarımız başkalarının taşıdığı sularla, vaftiz oluyorduk bilinmeyen bir papazin ellerinde; ve vaftiz olurken bile çıplak değildik. Severken bile giyiniyoruz en örtülü giysileri, kendimize bile aynada çıplak bakamıyoruz. Hep yalanlarla aldatıyor ve aldanıyoruz. Kendi gerçeğimize bile bu uzaklığımız asla yaklaştırmıyor bizi hayata, hep kaçak yaşıyoruz kimliği olmayan bir göçmen gibi.

Yalnız kalamazdık, yalnızlık korkunçtu, yalnız uyurken bile yastığı paylaşmalıydık ömrümüzün sonuna kadar başka biriyle. Kışın buzlu suda yüzmek kadar garipti kendine yetebilmek ve bir o kadar cesaretti. Bizse cesaretimizi yani her şeyimizi yitirmiştik. Küstahlıktı toplum denen o yeni kutsalın yüzüne tükürmek. Korkunun koynunda uyuyup rüyalarımızda dahi yalnız sokağa çıkamayız. Mutlaka kalabalık caddelerde yürüyerek kapatmalıyız yalnızlığımızı, önemsizliğimizi. Oysa caddelerde bir posta kutusu gibi sadece dekoruz. Kendi hayatımızda yaşayıp ölüyoruz ve toplu mezarlara gömülüyoruz. Mezarımız bile herkesin yanıbaşındaydı. Yaşarken anıt gibi yaşa madık ölürken de anıtmezarımız olamayacak. Yerin altını ve üstünü paylaşıyoruz ve amellerimiz başkasına yapılan hizmetler kadar. Ama kendine bir şey vermemiş olan yoksul bir adam başkasına ne verebilir ki? Büyük koleksiyonlar yapıyoruz, biriktiriyoruz başkalarının düşlerini. Çünkü yaratamayan eller ancak başkalarının eserlerini toplar ve herkes görebilsin diye büyük bir sergi kurar, kolay kolay da satamaz bu eserleri. çünkü bilir ki onlar, hiç bir zaman onun olmamıştır.ü